I amsterdam

Kac hafta sonudur kosusturma ile gecen gunlerim tabi Lugano'dan bir sonraki hafta sonu da devam etti. Bu sefer onceden aldigim bir biletle, onceden planladigim bir tatili yapmak icin Amsterdam'a gidecektim. Hem Amsterdam'i gormek, hem de arkadasim Maurice'i ziyaret etmek istiyordum. Buse de benimle gelmek isteyince beraber Bergamo Havaalanina dogru yola ciktik. Ama tabi Malpensa'ya gitmemiz gerekiyormus meger! Bergamo'dan Malpensa'ya tuttugumuz taksi de ancak ucusa 5 dakika kala yetisebildigi icin, goz gore gore ucagimizi kacirisimizi seyrettik. Biletimizi degistirip Cuma sabah yerine ogleden sonra orada olmayi planladik. Ama gelin gorun ki o sekiz saat gecmek bilmedi! Uykusuzluk var uyuyalim diyoruz, metal banklar uzerinde donuyoruz. Ucagi kacirarak kendimize yaptigimiz bu iskenceyi ayakta alkislamanizi talep ediyorum! :))

Neyse bir sekilde EasyJet'e adim atip Amsterdam'a gitmeyi basardik. Maurice bizi karsiladi ve bavullarimizi Red Light District'ten gecerek eve biraktiktan sonra cok sevimli bir restoranda yemegimizi yedik. Karabiber soslu biftekte, biftek henuz cig olsa da sosu muhtesemdi. Bir de peynir fondu yedik ki, yemesi keyifli olsa da peynir eksi olmasa daha iyi olurdu. Ama burayi isleten ailenin bize servis eden yakisikli yegenleri sebebiyle yemegimiz daha da keyiflendi! :) Oradan da Maurice'in arkadaslarinin yanina, bir cafe-bara gidip sohbet ettik. Tabi hava biraz daha sicak olsa daha da iyi olabilirdi!



Ertesi gun sokaklari yuruyerek turlayip Anne Frank'in saklandigi eve gittik. Bu ev 2. Dunya Savasi'nda bir ailenin Nazilerden kacip aylarca saklandiklari bir evdi. Evin kucuk kizi Anne burada gecen gunlerini gunlugune toplamis. Yasadiklarini, herhangi bir kitapcidan kitabini satin alarak okuyabilirsiniz. Biraz moralimiz bozularak evden ciksak da ac midemizi doldurunca daha iyi hissettik. Aksam disari cikip cikmama konusunda kararsizligimiz surerken, ewde yasemin cayimiz, cikolatamiz, muzigimizle gayet keyifli bir aksam geciriyorduk. En sonunda partiden vazgecip ewde kalmayi tercih ettik. Bol bol kahkaha atarak (neden acaba?) cok da eglenceli bir aksam gecirdik.

Ertesi gun ilk hedef Van Gogh Muzesiydi. Muzeyi gezip yeteri kadar sanata doyduktan sonra bir de olmazsa olmaz olan, nehirde Amsterdam Turu yapalim istedik. Labirent gibi bir nehir, nehrin uzerindeki birbirinden sirin evler, sakinlik cok hosuma gitti. Ama tabi surekli, turistlerin evlerinin icine merakli gozlerle bakmalari nehrin uzerindeki ev sahiplerininin ne kadar hoslarina gidiyor bilemiyorum. Oradan cikip Maurice'in tavsiyesiyle Hollanda'ya ozel kroket tarzinda bir sey yedikten sonra, aman ne varmis icinde diyip Sex Muzesi'ne de ugradik. Iceride bekledigimden daha az miktarda tarihsel bilgi olsa da eglenceli gecti.
Aksam Red Light'ta dolasip etrafi inceleyelim dedik. Ama orada gecen 1 saat sonunda fazla Red Light'in bunyede kusma etkisi yarattigini hissedince evimize donmek istedik. Zaten Red Light'taki bu alenilik, sokaklardaki marihuana kokusu, public tuvaletler biraz fazlaca gelmisti. Biz en iyisi Milano'muza donelim diyip ertesi sabah havaalanina dogru yola ciktik.
Eger donuste kafalari calismayan EasyJet elemanlariyla sorun yasamasak daha iyi olacakti ama sonunda evimize geldigimiz, Amsterdam'da bu kadar usudukten sonra, burada kemiklerimiz isindigi icin bir kez daha home home sweet home diyerek kendimizi eve atip oh be! dedik.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Can’sız Bir Sene

Gidememek

Kahraman