Gidememek

Gidemiyorum. Büyük sorun. Gitmek isteyip gidememek, kalmak isteyip kalamamak; huzursuz bacak sendromuna sahip kişilerin sorunuymuş diye okumuştum geçenlerde. Hastalıktan bağımsız, beni çok etkiledi. Ah! dedim, bende de var bundan. 

Belki çoğumuzda olan ve yapabildiğimiz için lüks olduğunu bilmediğimiz bir eylem bu. Ben bir süredir istesem de yapamıyorum. İster adına kaçmak deyin, ister nefes almak, gidemiyorum. Meğer en büyük özgürlükmüş gidebilmek. Hele özgürlüğüne düşkün bir Koç burcu olarak bunu yapamamak, yavaş yavaş yiyor beni içten içe. 

Ben kolay kolay köprüleri atan biri değilim, hiç olmadım. Hep tamir ettim, hep uğraştım, emek verdim, şans verdim. Kişilere, olaylara, sevgililere, arkadaşlara… Sonra bunların travmalarımla ilişkili olduğunu anladım, biraz biraz kendimi tanımaya başlayınca. Sonra kimini öylece zamana bıraktım, kabul edebileceğimi ettim, etmeyeceğimi çıkarttım centilmence. 

Şimdi tam da oradan gitmek isterken, hayatımdan bazen tamamen, bazen 5 dakika uzaklaştırmak isterken, o durum buna izin vermiyor. Boğazımda, kalbimde sürekli bir elle dolaşıyorum. Zaten hiç susmayan geveze iç sesim, elini beline koymuş, ‘hah gördün mü, kaldın böyle, boğulacaksın bu gidişle, hiç çıkamayacaksın’ diye yangına körükle gitmeye hazır. Bense kendine acımanın melankolik sarhoşluğunu bir kenara koyup, o eller boğazımı sıkarken gözlerimi kapatıp nefes almaya çalışıyorum. Bazen mücadele ediyorum gözyaşları içinde yığılıp kalıyorum, bazen görmezden gelip en aptal romantik komedilerle uyuşturuyorum iç sesimi. 

Bir de senelerdir önüme çıkan her bilgiyi okurum, özellikle de moda terimiyle kişisel gelişim adı altında geçen şeyleri. Üstüne mindfulness sertifikası almışım. Yok efendim nefes, yok efendim meditasyon, bunları yapmasam da pratiğini bilen biriyim. Tamam, eskiden beni beklentiye sokan şeyler artık pek umurumda değil, evet daha fazla kompanse edebiliyorum hayatı, olumsuzlukları, ama ne okuduğum bilgiler, ne sertifikalar beni çıkaramıyor bu durumdan o an geldiğinde. E zaten o boğulmanın zirveye ulaştığı an, ben de ‘merhaba beni boğan eller, sizi tüm gerçeğinizle kabul ediyorum, ommm’ yapamıyorum ve yapmak da istemiyorum. Etmiyorum arkadaş, bırak yakamı. 

Ha peki ne lazım? Bazen o durumdaki halinize acımak çözümden kolay olduğundan, iletişip adım beklemekten, hala umut etmekten, güzel anların sorunu unutturmasından aynı yerde kalıveriyoruz zaten, biz gitmiyoruz. Çünkü gidebileceğimize inanmıyoruz ya hani… He işte gidebileceğimizi keşfettiğimizde adım atması bize kalıyor çoğunlukla. Karar vermek, kendini seçmek. Amerika’nın çok satanlar listesine giren bir psikoloğun sözleri şunlar; ‘İşlevsiz yaşamına devam ettiği ve değişmeyi reddettiği için birinden ayrılmak, terk etmek değildir. Öz bakımdır.’ Kimileri için, yıllardır sırf düzeni bozulmasın diye tahammül ettiği kocası, kiminin aman bu devirde iş bulmak zor dediği toksik patronu, kimisi için kırmaktan çekindiği için bir şey diyemediği uyanık kardeşi, kimisi için artık iki laf edecek bir şey bulamadığı eski arkadaşı… Kimisi için kişi, kimisi için durum.

Ne lazım sorusunun cevabı belki de herkes için farklıdır emin değilim. Düşünce bulutlarının arasında geziniyorum ben de. Bazen bir yıldırım çarpıyor, nadiren yanağımı okşuyor. Ama en azından farkındayım ki bu düşünceler sadece düşünceler, ben değilim. Ha bazen unutuyorum, sonra hatırlayınca çikolata bulmuş gibi sevinip rahatlıyorum. Zaten bunu keşfettiğim günden beri daha hafifim. 

Artık kendi cevabımı vereyim. Benim için adım atmak, karar vermek ve zamana bırakmak ya da zamanını beklemek diyeyim. Her biri farklı durumlar için. Ama ne lazım derken, çözüm mü bunlar, hayır. Çünkü atamadığım bir adımı kararlı bir şekilde attığımda bile engellendim. En kötü karar bile kararsızlıktan iyidir derler ya, kararsızlık benim göbek adım. Fakat eskiden gittiğim bir psikiyatrdan öğrendiğim, insanın belirsizlikle yaşamak konusunda iyi olmadığı, ‘evet’in dışında ‘hayır’ın da, olumsuz bile olsa, belirsizliği gidermesinden dolayı rahatlattığı gerçeğiydi. Denedim ve evet, çok garip bir ruh hali üzgünken rahatlamak. 

Ama bir de sorumluluklar var, mecburiyetler. Gidemediklerin. İşte onlar zamana bıraktıklarım, bazen sevgiyle, bazen isyan ede ede içinde yaşadıklarım, yaşamayı öğrendiklerim. Onlardan hiç gidemeyecek olmak bazen çok korkutucu. Ama gidebildiklerim için adım atabilecek kadar cesursam, belki gidemediklerim için de kalabilecek kadar geniş yürekliyimdir. Belki henüz gidemedim ama, şimdi biraz daha güveniyorum kendime.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Can’sız Bir Sene

Kahraman