Istanbul'um biricik askima...
Guzel blogum,
Bu sadece senin icin... Meraktaydin ya ne hissettirdi Istanbul bana Milano'dan sonra, al kalbimin derinliklerinden bir parca sana...
Aslinda Istanbul'a yeniden donus sanki evde bekleyen kariniza/kocaniza bir kacamaktan donus gibiydi. Yani bir yandan bambaska bir sehrin size sarilmasi, beraber yiyip icip uyumaniz ve size hic tatmadiginiz heyecanlar tattirmasi, bir yandan da bir bilinmezligin vermis oldugu tedirginlik, hic tanimadiginiz bir kucakta yalnizlik hissetmek ve tanidik birseyler aramakti.
Oysa ayrilik da zordu tum bunlara ragmen; ne kadar yabanci bir kucak olsa da sizi sarip sarmalamisti tam 5 ay. Kalabalik eglencelerin sonunda sizi o beklemisti, can yoldasi olmustu. Defalarca icinize cekmistiniz havasini. Bazen buz gibi davransa da size, yine ilk gulumseyen o olmustu size. Ve iste alismistiniz bile. Mekan degil sadece ama yasananlar iz birakmisti bunyenizde. Guzel sohbetler, size sundugu yemekler, elit moda anlayisi, hem hareketli hem de siz istediginiz kadar tembel, gecmisi, kulturu... Bir kez daha anlamistiniz neden asik oldugunuzu, tam da geri donmek uzereyken... Ama bu yaz askinda eksik birseyler vardi. Heyecanliydiniz geri donerken.
Iste yeniden yuvanizdaydiniz, unuttugunuzu sandiginiz. Fakat tanidik bir el uzaniyordu size yeniden. Gozlerinizin hep bildigi, hatta bazen aradigi iste karsinizdaydi. Neler de yasamistiniz beraber... En buyuk aski tatmistiniz, en buyuk kavgalari ederken. Bazen kufretmistiniz bir agiz dolusu ama dayanamayip yine ona sarilmistiniz. Kokusu, karmasikligi, dengesizligi, gizemli tuttugu taraflariyla vurulmustunuz ona. Gozlerinizi kapattiginizda tereddutsuz sayabilirdiniz yuzunun tum detaylarini dudaginizda muzur bir gulumseme ile. Mutluyken yakisikli, kizginken bir o kadar cirkin gelirdi gozunuze. Attigi tum kaziklara ragmen delicesine severdiniz onu, bir gun kollarinda olecek kadar.
Ve fakat yine o bildik kollarda "O" yine bildiginiz gibiydi. Hani uzun bir tatile gider de dondugunuzde herseyin degisecegine inandirirsiniz ya kendinizi, iste oyle inandirmisim ben de kendimi.
Iste yine Istanbul'da eski karinizin/kocanizin kucagindasiniz. Yine heyecanli, bir kedi gibi kivrilirsiniz kucagina basinizi oksasin diye. "Ben geldim!" dersiniz gozleriniz parlayarak kollariniz ardina kadar acik. O sizi yarim kucaklamistir ama onemi yoktur, "Burdayim artik goz bebegim, hep yanindayim!" diye fisildarsiniz kulagina. Oysa bagirsaniz bile duymayacaktir. Cunku hicbir sey degismemistir. Ayni karmasa, ayni karin agrisi, ayni umursamazlik devam etmektedir Istanbul'da... Oldugunuz yerde kalakalirsiniz. Tam sarilacak derken birakmistir sizi, kendi kargasasi icersinde kaybolmustur. Gormemistir bile her hucrenizden cikan hayal kirikligini, gormek duymak istememistir acinizi, tikamistir kulaklarini. Kafasina carpa carpa soyleseniz de o en sevdiginiz yerde, tam kucagi kopruden gecerken ne cok sevdiginizi, "Ruzgarima kapilma!" demistir, "Zarar veriyorum ben sana". "Eyyy guzel Istanbul; sen ki yillardir emek sarfettigim, sen ki kendimden fazla ozendigim, sen ki her zerresini sevgimle besledigim, sen ki sonsuz anlayisimin icine hapsettigim... Nedendir sirtini donmen bana ustelik gozlerin haykirirken beni sevdigini? Sen ki nice imparatorluklara kucak acmis zalim, kucucuk bir kiz cocugunun sevgisinden mi korkarsin? Bilmez misin asil zarari benden giderek verdin. Biraksaydin da yasasaydik birbirimizi. Tek olsaydik, en azindan deneseydik. O sonsuz kucagini acsaydin da ben duserken yakalasaydin. Kan kusturmak yerine kizilcik serbeti icirseydin. Vesveselerini biraksaydin da kolumdan cekip hic birakmadan sen beni tutsaydin. Anlamiyor musun, yillardir dayandigim ruzgarlarin beni artik bitiriyor. Esmeyecegim derken guzel bir meltemin altindan geliyor firtinan, dokuluyor, parcalaniyorum. Harap bitap toparlanmaya calisiyorum yapayalniz. Yapma sevdicegim diyorum, gel kiyma bize. Nazlaniyorsun ama kocaman gulumsuyorsun bana kalbine yenik dusup, taa ki diger firtinandan beni oldurene kadar...
Dondum de iyi mi ettim bile gecmiyor aklimdan, yine seni yasadim doya doya olmasa da. Hersey olacagina varir. Buyuk asklarin ardindan kalintilari kalir.. Ben yeni sehirler ararken pansuman dileyen ruhumla, sen kalintilarimla idare et ardimdakileri koklayarak. Cunku yorgun ruhumun gitme vaktidir buralardan. Elimden tutacak sehri elbet bulurum ruzgari hic olmayan.
Hoscakal ey guzel Istanbul; bedenim buralarda ama ruhum gitti senden...
Bu sadece senin icin... Meraktaydin ya ne hissettirdi Istanbul bana Milano'dan sonra, al kalbimin derinliklerinden bir parca sana...
Aslinda Istanbul'a yeniden donus sanki evde bekleyen kariniza/kocaniza bir kacamaktan donus gibiydi. Yani bir yandan bambaska bir sehrin size sarilmasi, beraber yiyip icip uyumaniz ve size hic tatmadiginiz heyecanlar tattirmasi, bir yandan da bir bilinmezligin vermis oldugu tedirginlik, hic tanimadiginiz bir kucakta yalnizlik hissetmek ve tanidik birseyler aramakti.
Oysa ayrilik da zordu tum bunlara ragmen; ne kadar yabanci bir kucak olsa da sizi sarip sarmalamisti tam 5 ay. Kalabalik eglencelerin sonunda sizi o beklemisti, can yoldasi olmustu. Defalarca icinize cekmistiniz havasini. Bazen buz gibi davransa da size, yine ilk gulumseyen o olmustu size. Ve iste alismistiniz bile. Mekan degil sadece ama yasananlar iz birakmisti bunyenizde. Guzel sohbetler, size sundugu yemekler, elit moda anlayisi, hem hareketli hem de siz istediginiz kadar tembel, gecmisi, kulturu... Bir kez daha anlamistiniz neden asik oldugunuzu, tam da geri donmek uzereyken... Ama bu yaz askinda eksik birseyler vardi. Heyecanliydiniz geri donerken.
Iste yeniden yuvanizdaydiniz, unuttugunuzu sandiginiz. Fakat tanidik bir el uzaniyordu size yeniden. Gozlerinizin hep bildigi, hatta bazen aradigi iste karsinizdaydi. Neler de yasamistiniz beraber... En buyuk aski tatmistiniz, en buyuk kavgalari ederken. Bazen kufretmistiniz bir agiz dolusu ama dayanamayip yine ona sarilmistiniz. Kokusu, karmasikligi, dengesizligi, gizemli tuttugu taraflariyla vurulmustunuz ona. Gozlerinizi kapattiginizda tereddutsuz sayabilirdiniz yuzunun tum detaylarini dudaginizda muzur bir gulumseme ile. Mutluyken yakisikli, kizginken bir o kadar cirkin gelirdi gozunuze. Attigi tum kaziklara ragmen delicesine severdiniz onu, bir gun kollarinda olecek kadar.
Ve fakat yine o bildik kollarda "O" yine bildiginiz gibiydi. Hani uzun bir tatile gider de dondugunuzde herseyin degisecegine inandirirsiniz ya kendinizi, iste oyle inandirmisim ben de kendimi.
Iste yine Istanbul'da eski karinizin/kocanizin kucagindasiniz. Yine heyecanli, bir kedi gibi kivrilirsiniz kucagina basinizi oksasin diye. "Ben geldim!" dersiniz gozleriniz parlayarak kollariniz ardina kadar acik. O sizi yarim kucaklamistir ama onemi yoktur, "Burdayim artik goz bebegim, hep yanindayim!" diye fisildarsiniz kulagina. Oysa bagirsaniz bile duymayacaktir. Cunku hicbir sey degismemistir. Ayni karmasa, ayni karin agrisi, ayni umursamazlik devam etmektedir Istanbul'da... Oldugunuz yerde kalakalirsiniz. Tam sarilacak derken birakmistir sizi, kendi kargasasi icersinde kaybolmustur. Gormemistir bile her hucrenizden cikan hayal kirikligini, gormek duymak istememistir acinizi, tikamistir kulaklarini. Kafasina carpa carpa soyleseniz de o en sevdiginiz yerde, tam kucagi kopruden gecerken ne cok sevdiginizi, "Ruzgarima kapilma!" demistir, "Zarar veriyorum ben sana". "Eyyy guzel Istanbul; sen ki yillardir emek sarfettigim, sen ki kendimden fazla ozendigim, sen ki her zerresini sevgimle besledigim, sen ki sonsuz anlayisimin icine hapsettigim... Nedendir sirtini donmen bana ustelik gozlerin haykirirken beni sevdigini? Sen ki nice imparatorluklara kucak acmis zalim, kucucuk bir kiz cocugunun sevgisinden mi korkarsin? Bilmez misin asil zarari benden giderek verdin. Biraksaydin da yasasaydik birbirimizi. Tek olsaydik, en azindan deneseydik. O sonsuz kucagini acsaydin da ben duserken yakalasaydin. Kan kusturmak yerine kizilcik serbeti icirseydin. Vesveselerini biraksaydin da kolumdan cekip hic birakmadan sen beni tutsaydin. Anlamiyor musun, yillardir dayandigim ruzgarlarin beni artik bitiriyor. Esmeyecegim derken guzel bir meltemin altindan geliyor firtinan, dokuluyor, parcalaniyorum. Harap bitap toparlanmaya calisiyorum yapayalniz. Yapma sevdicegim diyorum, gel kiyma bize. Nazlaniyorsun ama kocaman gulumsuyorsun bana kalbine yenik dusup, taa ki diger firtinandan beni oldurene kadar...
Dondum de iyi mi ettim bile gecmiyor aklimdan, yine seni yasadim doya doya olmasa da. Hersey olacagina varir. Buyuk asklarin ardindan kalintilari kalir.. Ben yeni sehirler ararken pansuman dileyen ruhumla, sen kalintilarimla idare et ardimdakileri koklayarak. Cunku yorgun ruhumun gitme vaktidir buralardan. Elimden tutacak sehri elbet bulurum ruzgari hic olmayan.
Hoscakal ey guzel Istanbul; bedenim buralarda ama ruhum gitti senden...
Yorumlar
Yorum Gönder